| 0 yorum ]

Güzel konuşabilmek bir kabiliyettir. İnsanlar bu kabiliyetleriyle kendilerini en iyi şekilde ifade eder ve bu sayede güzel fırsatlar yakalarlar. Güzel konuşan kişi etrafındakiler tarafından ilgiyle dinlenir. Bu kişiler aynı zamanda karşısındaki insanların sözlerini dinlemeyi de çok iyi bilen insanlardır. Dinlemek de konuşmak kadar değerlidir. ‘İnsanlar dillerinin altında saklıdır. Konuşunca ne ve kim olduğu anlaşılır.’ Konuşmacı karşısındaki dinleyicisini dinler de sonra konuşursa onun hislerine tercüman olur. Diğer insanların düşünüp de ifade edemediği şeyleri iyi konuşmacı çok ustaca ifade eder. Dinleyici de ‘İşte ben de tam böyle diyecektim’ der. İnsanları dinleyebilmek ve onların hislerine tercüman olabilmek hiç kuşku yok ki güzel konuşmaktan çok üstün bir kazanımdır. Büyük tasavvuf düşünürü de bu sebepten olsa gerek Mesnevi’sine ‘Dinle’ diye başlar.

Dinle neyden çün hikâye etmede
Ayrılıklardan şikâyet etmede

Büyük davaları güzel konuşanlar değil içten ve samimi dinleyenler kazanırlar. Diğer insanların hikaye ve şikayetlerini dikkatle dinledikten sonra konuşuyorsan, konuşman güzel ve anlamlı olur. Dinlemesini bilmiyorsan, sadece senden ahenkli, diksiyona uygun kelimeler çıkar ama dinleyici bulamazsın.

Maalesef günümüz insanları dinlemekten çok, konuşmayı seviyorlar. Sırf konuşmak için konuşuyorlar. Sadece laf salatası üretmek için konuşanlar vardır. Sözcüklerin içi boş ve anlamsızdır. Çok şey söyler, çok konuşur ama aradan saatler geçse de dinleyici dinlediğinden bir şey anlamaz. Çünkü konuşmacı konuşmak için konuşuyordur.

Toplumlarda, ailelerde birçok üzüntü ve sıkıntının sebebi konuşanları dinlememekten kaynaklanır. Eşler birbirlerini dinlemediğinden evde huzursuzluk olur. Çocuklar, ‘Annem veya babam beni dinlemiyor, bana zaman ayırmıyor’ diye şikâyet ediyorlar. Toplumlarda, evlerde eğer söylenenler dinlenilse birçok dert ve şikâyet biter.

Çağımız insanı zamanını iyi kullanamıyor. İşine zaman ayırıyor ama eşine ve çocuklarına zaman ayırmıyor. Bazen eşler, bazen de çocuklar düdüklü tencereye dönüşüyorlar. Sanki her an patlamak üzereler. Bu durumdaki eşlerden veya çocuklardan biri rahatlamak amacıyla psikoloğa başvuruyor. Anneler ve babalar! Birbirimize ve çocuklarımıza zaman ayıralım ve iyi dinleyici olalım. En iyi doktor en iyi dinleyicidir.

Hayatımız boyunca rahat etmek ve iyi işler yapmak istiyorsanız konuşmaktan çok dinlemesini biliniz. Bence bu işe önce deneylerle başlayabilirsiniz. Bakın bakalım hiç konuşmadan, karşınızdakinin sözünü kesmeden kaç dakika tahammül edebiliyorsunuz. İlk deneyimde beş dakika başarılı olduysanız, devam edin daha fazlasını başarabilirsiniz. Ama daha karşıdaki sözünü bitirmeden söze giriyor veya onun konuşmasına fırsat vermiyorsanız çok yorulduğunuz halde karşınızdaki de sizi dinlemez. Çok konuşursam karşımdaki beni dinler yanılgısına düşüp de kendinizi aldatmayınız.

Eğer anne babalar çocuklarının, devlet adamları vatandaşların dertlerini, isteklerini dinlemeyi bilirlerse, aileler ve toplumlar daha huzurlu ve güvenli olacaktır. İnsanlar dinlendikleri zaman önemsendiklerine inanırlar. Bu güzelliği çocuklardan ve ülkemiz insanlarından esirgemeyelim. Etrafınıza şöyle bir bakın komşunuzu tanıyor musunuz, onu hiç dinlediniz mi? İş arkadaşınızı tanıyor musunuz, en son ne zaman konuştunuz, onu dinlemeye ne kadar zaman ayırdınız? Ne kadar önem veriyor ve dinliyorsanız siz de başkaları tarafından dinlenir ve önemsenirsiniz.

Konuşmanın ve dinlemenin önemini belirten çok güzel atasözlerimiz vardır.
‘Boş fıçı çok gürültü çıkarır’
‘Söz gümüşse sükût altındır’
‘Çok söz yalansız olmaz’
‘Çok dinleyen, çok konuşandan fazla bilgilidir’

Karşımızdakini iyi ve dikkatli dinledikten sonra konuşursanız, konuşmanız çok güzel ve etkili olur. Dinlemesini bilerek konuşmak hislere tercüman olmaktır. ‘İki dinle bir konuş’ prensibine uyarak, önce dinleyip, anlayıp sonra konuşalım. Yoksa leylek gibi durmadan ağızdan sesler çıkarmak konuşmak değildir.

Sözümüzü Hoca Nasrettin’in bir fıkrasıyla bitirelim;
Hoca bir gün pazarda bir kuşun fiyatını sorar. Bir altın cevabını alınca koşa koşa eve gider, hindisini kaptığı gibi pazara gelir. Soranlara hindinin fiyatını on altın diye söyler. ‘Hocam hindi hiç on altın eder mi?’ diyenlere ‘Niye küçücük kuş bir altın ediyor da hindi on altın etmesin’ der. ‘Hocam o kuş dediğin papağan, marifeti var konuşur’ cevabını alır. Bunun üzerine Hoca ‘E bu da hindi baba filozof, hem dinler hem düşünür’ der.

Allah hepimize dinlemek için sabır ihsan etsin.
Allah yar ve yardımcınız olsun. 



Kaynak: www.yazate.com

0 yorum

Yorum Gönder